24 Kasım 2008 Pazartesi

dinle çekirge ..

Embryo - Pink Floyd
Back In Black - AC/DC
Baby, Let Me Follow You Down - Bob Dylan

A Boy Named Sue - Johnny Cash
Scatterheart - Björk
Stop Crying Your Heart Out - Oasis

Where Is My Mind - Pixies
Blind Eye - Wishbone Ash
Monochrome - Yann Tiersen
Cat Food - King Crimson

Zombie Dance - Alice Cooper
Communication - Flecktones
Lost For Words - Pink Floyd



not: okurcan Pink Floyd la başlıyıp Pink Floyd la bitirmek beni ne kadar mutlu atti tahmin bile edemessein yada et..

yemyeşil vadinin ortasında açan bi tane kıpkırmızı gelincik görmüş kadar mutlu oldum diyebilirim

saygılarımla..

21 Kasım 2008 Cuma

Çoşkuyla Tebrik Ediyorum...

craxsahnesi.com daki bütün şarkıları tebrik ediyorum While My Guitar Gently Weeps i çalan söyliyen arkadaşlara ayrıca teşekkürler okumuyo da olsalar vokalin gözlüğü mızıkası bide klavyedeki eski servis arkadaşıma selamlar (beriiiil merabaaaa!!)(bkz: burdan hede deki akrabalarıma kaynıma halama hödö ye lılı ya vs. selam) (bkz: yok öle bişiy)

ayrıca T.N.T yi çalan söyliyen insanlar çok şukela olmuş sizin de

kendi okulumu hafifçe tenzih ediyorum back vokaller çok back çünkü...

Johnny Be Goode solistinin de biraz aksan taklidi yapması şarkıyı güzelleştiricek

Back to Black insanları... falan (solist Amy Winehouse değil tabi ama takdir ettim)

Comfortably Numb insanları çok başarılısınız bence

Ve yaklaşan korkulu sınav haftası dolayısıyla dinliyemediğim diğer tüm tüm gruplar: Süpersiniz insanlar hepiniz(ayh sevindirik oldum while my guitar gently weeps..) hehehe

gençliği seviyorum be aferim hepinize Herkesi apayrı kutluyom çok iyi aklınıza gelmiş (heycandan sesleri tireyen solistler, çalarken elleri titriyen gitaristler, bateristler, klavye insanları hepiniz !! sizi var ya çok seviyorum isterse söyleyemiyin takılın yine de seviyorum hepinizi.. yarışmadan çıkınca boynunuza havaii çiçekleri asmak lazım.. çok takdire şayan sınız ehehe)


http://craxsahnesi.com/ ne diyo lan bu deli demeyin sonunda üşenmeyin açın bakın..
öpüldünüz hepiniz..

19 Kasım 2008 Çarşamba

cumartesi sendromu ?!

efendim..

günlerden bir cumartesiydi fermiyum rezalet bi sınav geçirmişti.. angie yi aradı
önceden yapılmış bi planlarını aptal bi sınavın mahvetmesine izin veremezdi..


Beşiktaş yapuruna bindi herzamanki yerine oturdu. vuuuvuuu diye rüzgar eserken uykusuz okuyodu.. tatlı tatlı giderkene kız kulesiylen aynı hizadaykene şener şen filmlerinden alışık olduğu o sesi duydu...


" ŞİMDİ ELİMDE GÖRDÜĞÜNÜZ BU ŞEYİN NE İŞE YARADIĞINI ÖĞRENECEKSİNİZ"
ilk başta hiç oralı olmadı ama adam coştukça çoşuyordu...
"DİYELİM Kİ EVDE HASTANIZ VAR ÇAYINA LİMON KOYUCAKSINIZ" fermiyum hala emrah ablak a gülmektedir...
"KESME DERDİ YOK SIKMA DERDİ YOK ÇEKİRDEK YOK, ELİMDEKİ LİMON SIKICAĞINI SAPLIYORUM ÇEVİRİP ŞURADAKİ ÇİZGİYE KADAR GETİRİYORUM.
HOP HASTANIZIN LİMON SUYU HAZIR." fermiyum uykusuzu yavaşça bırakıp şener şen filmlerini düşünür...
"MESELA SALATA YAPICAKSINIZ HOP LİMON SUYU HAZIR" fermiyum yavaşça başını çevirir ve hakkaten de zırt pırt limon suyu sıkan o adama bakar...

" ÜSTELİK KAPAĞINI KAPIYIP BUZDOLABINA KOYABİLİRSİNİZ 3 GÜN, 5 GÜN, 10,15 GÜN BOZULMAZ DAYANIR." fermiyum resmen izler adamı..
"ŞİMDİ LİMONNUN İÇİNE BAKALIM BAKIN HİÇ SU YOK SADECE ÇEKİRDEK VE POSA.." fermiyum gülümser ve kıkırdar..

"ÜSTELİK ŞU ELİMDE GÖRDÜĞÜNÜZ ŞEY 3 DEĞİL 5 DEĞİL SADECE 1 YTL. ALMAK İSTİYENLER SÖYLESİN BEN DOLAŞIYORUM." dediğinde karşıdaki adamın tuhaf bakışlarına maruz kalıcak kadar gülmeye başlıyan fermiyum limon sıkıcağı adamın yanına gider ve " bana 2 tane verir misiniz şunlardan" der adam "3 olsun o" falan der "iyi madem" der bi yandan da 3 limon sıkıcağını napıcağını düşünür..

kaykaycıların "trrrrr çtakaaa" sesi çıkardığı taşların hafif çiş koktuğu meydan da banka oturup uykusuz okur. angie gelir. birlikte iklim değişikliği standına giderler.. inatçı ve enteresan insan hikayeleri dinlerler..
farz-ı misal: bir teyze yaklaşıp "kızım çamaşır mı asıyonuz" diye sormuş
başka bi teyze de sorup uzun uzun dinledikten sonra "haa bende anaokulu reklamı zannetmiştim" diyip gitmişler..


angie yle ve okulundan iki güzide insanla birlikte çeşitli maymunluklar yapıp küçük çocuklara boyama yaptırmak kendi aramızda fikir alışverişi yaparak bence şu yazar bişiyler diyip insanlara bez götürmekle meşgul olduk.

tabi bu arada kendi fikirlerimizi de çizdik yazdık..

(bu arada serçelere sövmeden geçemiycem pis kuşlar saçımıza yapmayın bari.. evek piyango oynıycak ortam bool bol oluştu..)

Efendiim, bir elimizde kesilmiş kumaşlar, bir elimizde rengarenk kalemler, kolumuzun altında broşürlerle Beşiktaş'ta gezinirkene yanına yaklaştığım bir adamla şöyle bişey oldu: angie der ki:

pardon... merhaba. biz uluslarası bir proje yürütüyoruz, burda çevreyle ilgili çözüm önerilerinizi kumaşlara yazıyosunuz yada çiziyosunuz. katılmak ister miydiniz?

kayıtsız adam tüm bu süre içinde angie'yi dinlemiştir, itiraz etmemiştir, hareket etme yada kaçma girişiminde bulunmamıştır ve o saniyeye kadar gayet aheste aheste yürümektedir, zaten angie onu aheste yürüdüğü için gözüne kestirmiş, vakti olduğunu düşünmüştür. ama adamdan gelen tepki şok edicidir.

adam, angie'nin yüzüne hafifçe kıstığı gözleriyle bakar, elleri cebindedir, etrafımdakileri çok da umursamıyorum aslında tavrındadır ve angie'ye şunu söyler ardından da1 m/dk hızla giderek uzaklaşır:

"çok.. acelem var."

Okuduğumuzu Anlayalım:

1) Adam niye böyle bir g*tlük yapmıştır? (bu arada hayatımda kimseye daha böyle bişey demedim)

2) Angie'nin o an hissettikleri nelerdir?

3) Parça Türk toplumunun genel yapısıyla ilgili nasıl bir kesit sunmaktadır?

4) Angie adlı yazar neden kendinden üçüncü şahıs şeklinde bahsetmektedir?

naçizane etkinliğimiz(!) bittiğinde yorgun ama mutlu bi şekilde vapura yürürkene "pardon bi saniye bakarmısınız" diyen sese dönüp baktığımızda ise aldığımız tepki
"oh be sabahtan beri kimse dönüp bakmıyodu bile" diye sevindirik olan atkuyruklu ve piercing li sempatik adama çıkarıp engelliler yararına sattığı gasteyi alıp biraz da bahşiş bıraktık aramızda söyle bi konuşma geçti
-engelliler yararı..
-evet yardım edelim valla sizin de işiniz zor(antiklime timi yoktu allahtan:P)
sabahtan beri uğraşmaktan halinizi biraz olsun anladık sanki
- aa siz şurdaki çevre standındaki kızlar mısınız
- aa ünümüz ne çabuk yayılmış dimi angie! ehaehaeha .. ehem şey buyrun
- gasteuzatt**gasteuzatt** buyrun sizde
- yok ya sizde kalsın onlar. ne işmiş be insanlar hiç takmıyo ama bıdıbıdı(yürümeye devam)

not: kısacası(amanın kısacaymış ehaaehua)
insanlar duyarsız olmuşunuz siz pisbakışş**
yapmayın etmeyin size bişeyler söylemek isteyen insanları terslemeyin mantıklı bi dille bişeyler açıklayın ki kabul etsinler yada etkinliği bizimkiler gibin parasız sadece 25x25 bi bez parçasının üstüne bişeyler yazıp çizmekse 3 dakkadan kısa sürüyo yemin ederim
ben gönüllü olurum kardeş daha insanlığa olan umudum tam çökmedi
ama gaste dağıtan sen bizim standımıza çiziktirdin mi bişiyler hııı?


Notun notu: angie vapur beklerkene çok acelesi olan adamın kenarda oturduğunu söyledi çok acelesi varmış zaten..

hah işte o insanı çözemedim ben

saygılar

16 Kasım 2008 Pazar

En güzel cevap

Biliyorum,tarzım değil uyduruk "feyz alınması gereken hikayeler"görünümlü forward mail tipli bir başlık atmak ama ilk ve son oluversin bu.


Facebook da günlerdir bu yüzüne vuran saflığı ile şarkı söyleyen kardeş konuşuluyor.Çocukcağız adına "fankılap" bile kuran yurdum insanları yürek dağlayan(Çok arabesk olmaya başladım ben)sesini bahane edip,videonun altında geyik yapıyor.

Bu geyiğin en klişe repliği hep,"kim bu çocuk ya,nereden bulucaz bunu?Bulalım!" idi.

Sadece verilen çok güzel bir cevabı görmenizi istedim dostlar:

o yaşta çektiği çilenin etkisindeki yanık sesli 'bu çocuğu Bulmak' ?

o yaşta 'yokluğun ne demek olduğunu kimsenin bilmediği kadar iyi bilen' yanık sesli 'bu çocuğu Bulamamak' ?

Gidin Diyarbakır'a ,

Gidin Mardine ,

Gidin Urfa'ya ,

Gidin Doğu Anadoluya...

Bu Çocuk Gibi Yüzlercesine , Binlercesine Rastlamamak Olasımı ?

Bu Çocuğu Biz Bulduk , Ya Diğerlerini Kim Bulacak Arkadaşlar ?

Karanlık Ülkemin , Karanlıkta Kalan Sefil Çocukları...

Saygılar.

Mecal Kızıltuğ.


Eline sağlık Mecal kardeşim...
(yüreğine sağlık sözüne ısınamayan insanım ben)

13 Kasım 2008 Perşembe

Onun bir hayatı yok..

Evet, sevgili okuyucularım, ve sevgili yazar arkadaşlarım. Bugün bildiğiniz gibi 13 Kasım 2008. Hayır, bugünü önemli kılan doğum günüme 2 gün kalmış olması veya uğursuz gün olması değil. Bugün 1.5 senedir beklediğim bir şey oldu. 2 ay öncesinden belliydi aslında bugüne vuracağı. Ama böyle olacağını bilemezdim, tahmin edemezdim. Eminim hepiniz anladınız neyden bahsettiğimi. Büyük ihtimal pek yazı yazamayacağım blog'a, msn'den yazdıklarınıza da cevap veremeyeceğim. Ama beni hatırlayın. Beni unutmayın.

Hala neyden bahsettiğimi anlamadıysanız, girin bir ekşi sözlük karıştırın. 13 kasımda ne olmuş araştırın. Ha, yazdığım anda okuyacak kadar şanslı iseniz, bu akşam ana haber bültenlerini seyredin efenim..

Young Friends of the Earth: İklim Değişikliğine Son Verin!

Efendim okulumuzdan iki güzide arkadaşımız dünya çapında gerçekleştirilen bir kampanyanın Türkiye ayağını yürütüyolar. İşte size buroşürden bilgiler:

"İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE SON VERİN

Hükümetleri 2009 yılının sonuna kadar, sonraki nesillerin geleceğini ve gezegenin biyolojik çeşitliliğini insanların neden olduğu iklim değişikliğinin etkilerinden korumak için acil ve etkili çalışmalar yapmaya davet ediyoruz.

Türkiye hükümetinin ve Birleşmiş Milletler iklim görüşmelerindeki uluslararası delegelerin iklim değişikliğine çözüm bulmak için ne yapmalarını istersiniz?

Biz yardım etmek için tek yapmanız gereken bu sorunun cevabını 25x25 cm boyutlarındaki kumaş parçalarına yazmak. Tüm Avrupa'da toplanan bu kumaş parçaları Polonya'nın Poznan kentinde bir araya getirilerek BM iklim toplantılarında sunulacak."

Yer: Beşiktaş'ta iskelelerin orası.
Zaman: 15 Kasım Cumartesi 9.00 ile 16.00 arası.

Sizden ricam(ız) günün herangi bir saatinde, orda kurulacak olan standa uğramanız ve kampanyaya destek vermeniz.

Gerçekten işe yarıycak mı? Bilemezsiniz.
Ama olmayacağından emin olsanız da gelin.
Belki kendinizi daha iyi hissedersiniz...

dipnot: stantta bulabilirsiniz gerçi, ama istiyosanız kendi tişört kalemleriniz yada boyalarınızla da gelebilirsiniz!

kampanyanın aslıyla ilgili daha çok bilgi için: http://www.foeeurope.org/youngfoee/index.htm

12 Kasım 2008 Çarşamba

School...School never changes.

Patates Kampanya:6 gündür günde 5-6 saat çalışmamı gerektiren o korkunç sınavlar BİTTT!!!!

Sosyal hayat geri gel.
Gelecek program:Fallout,A post apocalyptic tale by Mahavishnu.(sınavlar bitsin de hele)

Geri Dönüş (mü?)

Merhaba... Belki bazılarınızın hatırlayacağı gibi ben Osmancık bir süredir bu blogun üyesiyim ama gerek yazdığım çarpıcı yazılarla (cesur üslüp falan filan...) gerek de yazmamamla diğer yazarların dikkatini çekmeyi başarmış birisiyim. Uzuuuuun zamandır sınavlardan, üşengeçlikten, vakitsizlikten, üşengeçlikten, antremanlardan ve de üşengeçlikten yazı yazamıyordum ancak blog'a baktığımda bana karşı müthiş bi tepki olduğunu gördüm. Kimileri (mesela ben) bu blog için ruhumun yeteceğini söylese de kimileri de geri dönmemi ve aktif yazar taklidi yapmamı istiyor... Bende napiyim kıramadım onları tam olarak benden istendiği gibi aktif yazar taklidi yapmaya geldim umarım bi daha gitmem. Bundan böyle(başka bi gün) yazılarımla karşınızda olmak ümiidiylen şimdik aranızdan ayrılıyorum ama gelcem. Bekleyin...

Gereksiz Not: Bloga girdiğimde nası yeni yazı yazcağımı, yazı rengimin ne olduğunu ve de okuma yazma yeteneğimi kaybettiğimi fark ettim tez vakitte bu yeteneklerimi geri kazanıcam sabrınız için teşekkürler.
Saygılarımla;
Bir Küçücük Osmancık

Dinle Çekirge vol. bilmemkaç

In The Search Of The Peace Of Mind- Scorpions

Too Young To Fall In Love- Motley Crue

Hey Joe-Jimi Hendrix

Life Goes On- Poison

Tuesday's Gone- Metallica

Bunlar olmuyosa bunlar olur...

Everybody's Got Something To Hide Exept Me And My Monkey- Beatles

I Remember You- Ella Fitzgerald

Kiss Of Fire- Louis Armstrong

California Dreaming- The Mamas And The Papas

Blue Moon- Billie Holiday

Saygılarımla...

6 Kasım 2008 Perşembe

Once upon a time


Legolarım ve ekşınmenlerim, arabalarım hayvanlarım, plastik adamlarım, küçük minik yeşil askerlerim, uzun/kısa menzilli silah koleksyonum, zırhlarım kılıçlarım ve bütün bunların tümleyeni olarak bir dolu hayal gücüm vardı.

Legolarım... hmmfff(iç çekme efekti)... ömrümün bilinçli 13, bilinçsiz 2 senesi boyunca şu ana kadar hiç bırakmadığım, her pisikoloji halimde beni bir şekilde o büyülü plastiklerden yarattığım dünyaya sokabilen mücizevi şeyler. hiçbir derdin tasanın olmadığı(yada isteğe göre olduğu) tamamen kendi kafandakilerin var olduğu bir yer varmı başka bildiğin? bütün hayallerinin plastiğe büründüğü yer işte.

ülkemiz çocuklarının %50 siyle aynı şekilde, benimde legolarım bikaç büyük parti olarak yurtdışından gelmiş. gelmiş diyorum çünkü onlar evi"me" girdiğinde ben daha ağaçta meyvaydım(armut, elma).

kendimi bildim bileli legolarımıda biliyorum. 13 senedir parça parça ezberledim, sonsuz tane kombinasyonla oynadım onlarla. hayal gücüme ve zekama oranla gelişti tabi yaptığım "şey"ler. genelde uzay gemisidir, tanktır, uçaktır. çok nadir hatırlıyorum masum bir araba, bi gemi yaptığımı. (bir milenyumfalkon yaptıydım, lucas görse intahar ederdi.)

film izlemeye başladığımdan beri, aklınıza gelebilecek BÜTÜN holywood aksiyon filmlerinin klişelerini kullandım oynarken ürettiğim senaryolarımda. her türlü sahneyi baştan canlandırdım.(her lego insanımı farklı zamanlarda "I am your father!" larla birbiriyle akraba ettim misal)

Starwars'dan etkilendiğim bir dönemde Han Solo olan bir adamım, 1 hafta sonra gordon freeman, bruce wayne, jack bouer olabiliyodu rahatlıkla. çoğunlula bir alfa tiiim im vardı. hep birilerini kurtarır imkansız operasyonlara çıkardı(belediye başkanının kızını kurtarma senaryosunu 3-5 bin defa yapmışımdır mesela.).

birde seslere deyinelim. hertürlü silah, konuşma tarzı, uçak/araba motoru, helikopter pervanesi sesi bildiğiniz ağzımdan çıkıyodu o dönemler. şu an buraya türkçe karakterlerle ifade edemiyceğim tonlarca ses. aman yarappi... o seslerle nasıl havaya girerdim... bağıra çağıra bide. ulan bi ses kaydı olsaydı şimdi ne gülerdik...

her yaptığım aracın belli bir ömrü vardır. en mükemmel aracımdan bile 2 haftada sıkılıyodum. o sıkıntı anlarında bir senaryonun içinde onu kırmak varya... ne sitres kalıyo ne bi hınç... 4 saat yoga yapmış, ermiş oluyodum o anlarda. süperdir.(bidaha kırasım geldi bişeyler yapıp yeminbillah.)

son olarak şunu ekliyim, EN muhteşevii hazır legolar bile, benim yaptığım en kıytırık şeyin yerine geçemez. bikere onu kendim yapmışım, içine o işin sanatını sevgimi katmışım. herşeyini kafamda kendim kurmuşum. bu şeye benzer, zor bi şarkıyı dinliyceğime, dandik bi şarkıyı kendim çalıyım. belki anlattım? anlatabildim? hı ?

şimdi ben burda hebele hübele saçmaladım ama şimdi sen(kimsen artık), burdan devam etcen kendini anlatcen. birde böyle olsun :)

not: kısa zaman sonra ekşınmenlerimle geri dönücem.

3 Kasım 2008 Pazartesi

İptal: CHUCK BERRY.


Bugün okulda dolaşan spekülasyonlara, "Abi konser iptalmiş"lere kulak tıkayıp "Olur mu olum öyle şey"lerle yandaş oldum. Sonuç, hüsran verici.

Eve geldiğimde yaptığım ilk iş (kendime besin maddesi temin etmem dışında) Biletix'i aramak oldu. Uzuuun bir bekleme süresinden sonra call-center'dan birilerine bağladılar beni.

Diyalog şöyle:
-Chuck Berry konseriyle ilgili bilgi almak istiyodum?
-Konser iptal oldu hanfendi.
-Neden olduğu hakkında bi fikriniz var mı?
-Organizatör ve sanatçı arasındaki anlaşmazlık. Bilet parası iade edilicek ama..
-Teşekkürler, iyi günler.


Bu kadar.

Ne demek "organizatörle sanatçı arasında anlaşmazlık"?!
Şöyle çevirebilir miyiz bu cümleyi:

-Evet hanfendi, konser iptal oldu; çünkü şerefsiz organizatörler GS-FB derbisine olan yoğun ilgi nedeniyle Chuck Berry konserine bir sürü insanın gelmeyeceğini düşündüler. Bunu sanatçıya açıkladıklarında ve konser tarihinin değiştirilmesi yönünde talepte bulunduklarında, doğal ve haklı olarak, sanatçı bunu istemedi. Ve sonuç olarak konser iptal oldu.

Chuck Berry gibi bi adamın konser programı aylar öncesinden bellidir, kolay kolay değişmez. Hele son anda hiç değişmez. Türkiye'yle ilgili nasıl bir sorun doğdu bilmiyorum (sadece maçla ilgili olduğu yorumunda bulunabiliyorum) ama yapılan büyük bir haksızlık. Ağustos'tan beri bu konseri bekleyen ben ve daha bi sürü insanın nasıl hayalkırıklığına uğradığını düşünüyorum.
Yapılmaması gereken bi hareketti.

Zaten sorun sanatçı diil de organizatör kaynaklıysa, bundan sonra biz ülkemizde sağlam konser biraz ZOR görürürüz.

Gönderen : BILETIX
Alıcı: Kolombus
İleti: CHUCK BERRY konseri etkinlik organizatörü tarafından IPTAL edilmiştir. Biletinizi teslim aldıysanız satış noktasına iade ediniz.

2 Kasım 2008 Pazar

Anket: bir küçücük osmancık yazı yazmalı diyenler?

Efendim bildiğiniz üzre yazar kadromuz çeşit çeşit insanlardan oluşmakta. Uzun saçlısı var (gerçi kestirmiş okul baskısı nedeniyle), çita gibi koşanı var, şahane yazıp-çizeni var, ağaca tırmanıp gitar çalanı var, sonra böyle kocaman saçıyla hoplayıp zıplayanı var... Var da var.

Ama bu yazar kadrosunda tembellik edip yazmayanları da var!
Misal bir küçücük osmancık!

O yüzden diyoruz efendim, bu arkadaş yazı yazmalı mı yazmamalı mı?
(eheheh tekerleme gibi oldu)

Yazması halinde olacak şeyler:
-Kendisinin üslubu blog'a renk katacak, siz sevgi pıtırcıklarının içlerini neşeyle dolduracaktır.

Yazmaması halinde olabilitesi olan şeyler:
-Kendisini "teknik sıtaf" kategorisine alınıp, yazarlıktan uçuralacaktır. (tehdittttehdittt)

(olmıycak da bariz böyle bişey, uyduruyoz işte napalım başka türlü takmıycak çünkü)
(bi de bkz ssg olmaya özenmek)

Sevgili blog ahalisi,
Naçizane anketimiz bir küçücük osmancık üzerinde mahalle baskısı kurmaya yöneliktir. Ciddiyetle doldurunuz.

31 Ekim 2008 Cuma

Kohezyon.

İşte bu yüzden seviyorum sizi.
Yağmurda, giden arabanın içinde, bünyenizde barındırdığınız ne kadar rekabet hissi varsa, hepsini yağmur damlalarında harcadığınız için seviyorum sizi.
Kimyasal açıklaması ne olursa olsun, birbirine kavuşan damlalara sevindiğiniz; başkalarının önünü kestiklerinde sinirlendiğiniz için seviyorum sizi.
Camın dibine ilk ulaşanla içinizi kaplayan mutluluk için seviyorum sizi.

Ama en çok da, öyle az buz da diil baya çok, yağmur damlaları gibi küçük şeylerde "hayat" bulup onları fark ettiğiniz için seviyorum sizi.



(Hiç yağmur damlası yarıştırmadıysanız eğer, bundan sonraki ilk yağmuru heyecanla, hevesle bekleyin. Pişman olmazsınız.)

karikatür: Uğur Gürsoy. Uykusuz. 29 Ekim 2008.

30 Ekim 2008 Perşembe

Dinle Çekirge

Don't Cry- Guns'n Roses

Wind of Change- Scorpions

Turn The Page- Metallica

Mr. Sandman- Blind Guardian

buraya kadar hiç fermiyum değildi bu şarkı listesi hardcore rock şarkı listesi oldu
olsun üzülmeyin fermiyumluğumu burda belli ediyoruuum


Hitman- Queen

Tell Me What You See- Beatles

Happy Together- Turtles

29 Ekim 2008 Çarşamba

Bize Anlatılmayan Atatürk

 www.mustafa.com.tr


Onunla ilk tanışmamız sanırım 3-4 yaşlarıma geliyordur.Ciddi olarak tanımaya başladığımda ise 7 yaşında pıtırcık bir ilkokul öğrencisiydim.

Hakkında çok şey duyduk.Stalin ona faşist,Hitler ise Komünist dedi.

Biz O'na,Atatürk dedik...

Halkı olarak,dünya olarak çok sevdik onu.Ancak hep bize uzaktı.O,korkuları,tutkuları ve yanlışları olmayan;milletini ileri itmek için var olmuş bir enerji merkeziydi bizler için.

Bugün,yarattığı eserin 85.;O'nun ölümünün 70. yılında,ilk defa "bize anlatılmayan Atatürk"'ü;

Yılmaz bir lideri,Cesur bir komutanı değil de harkülade bir insanı tanıma şansı verildi bize.

Biz O'na artık,
Mustafa da diyebileceğiz...


Not:Ayrıca Sarı Zeybek'in sonlarında çok ağlamıştım ben.Yoktur herhalde ağlamayan çocuk:)

28 Ekim 2008 Salı

Ben mi? Evet..


Ben mi? Evet...
Bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünleri bırakarak...
Bir çiçek merhaba diyecek...
Hoşgeldin diyecek dağ...
Orman gülümseyecek...

Ben mi? Evet. Çıkıp gideceğim bir gün...
Tasasız, gözyaşsız, geride birşey bırakmadan ve bir şey beklemeden ilerde...
Sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek
Artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle...


Ataol Behramoğlu

Son günlerde yağan yağmurla üstümüzden inanılmaz bir kir aktı sanki. Yazın sona erdiğini ve artık sorumlulukların üzerimize çullandığını bi kez daha hatırlamış olduk. Evet, rahatsız ediciydi bunları hatırlamak. Ama memnun diil miyim? İri iri düşen yağmur damlalarını saçımda hissetmek, yanaklarımdan süzülen damlaları ıslaklığını duymak... Ben bütün yaz bunu bekledim.

Yine de şu iki günün sonunda, herşeye rağmen, keşke sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yüreğe sahip olsaydım. Keşke.



(dipnot: fotoğraflar Jude'a ait. sırtında kocaman bir çantayla, matla ve uyku tulumuyla, dağ taş gezmeyi en çok isteyen o. eminim herkesin içinde bir yerlerde böyle bi istek vardır, ama bu fotoğraflar Jude'u, şiiri ve o özgürlük hissini çok güzel özetliyorlardı ki, daha uygununu bulamadım; resmini koymadığım nice özgür kampçıdan özür dilerim. bu seferlik böyle olsun...)

Let's have a war..

There's so many opposites,
So many opposites,
So many, there's so many, there's so many.

Let's have a war,
So you can go and die,
Let's have a war,
We could all use the money,
Let's have a war,
We need the space,
Let's have a war,
Clean out this place.

It already started in the city,
Suburbia will be just as easy.

Let's have a war,
Jack up the dow jones,
Let's have a war,
It can start in new jersey,
Let's have a war,
Blame it on the middle-class,
Let's have a war,
We're like rats in a cage.

It already started in the city,
Suburbia will be just as easy.

Let's have a war,
Sell the rights to the networks,
Let's have a war,
Let our wallets get fat like last time,
Let's have a war,
Give guns to the queers,
Let's have a war,
The enemy's within.

It already started in the city,
Suburbia will be just as easy.

Bir Kapı (Site) Kapanır, Bir Başkası Açılır


(Az sonra okuyacağınız yazıyı Aziz Nesin zihniyetini her zaman takdir etmiş biri olarak yazdım. O yüzden lütfen sözlerime o gözle bakınız.)


05.05.2008 tarihinde Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin aldığı kapatma kararıyla kapanan Youtube halen kullanıma açık değil. Nolmuş yani? Ne yani Youtube kapalı? İlla vidyo mu izliceksiniz? İşiniz mi yok? Her saniyenin önemli olduğu metropolitan hayatlarımızda, kıymetli dakikalarımızı önce Youtube'dan vidyoların inmesine sonra da o vidyoların izlenmesine mi harcayalım? Ahahahay! Şaka yapıyor olmalısınız. Deli miyim ayol ben Youtube'dan saçmasapan vidyolar izliyim? İşim gücüm var, hayatım akıp gidiyor ellerimden, napıyım Youtube vidyosunu.. Aayyhh ilahi yani...

Neyse efendim, şimdi siz bu paragrafta bana yüzsüz dediniz, anlayışsız dediniz, özgürlük düşmanı dediniz dimi? Bi de devamını görün siz... Çekinmeyin, çekinmeyin okuyun. Yada okumayın niye okuyorsunuz ki? Ödeviniz mi var, onu yapın? Ev işi göreviniz mi var, hemen koşun? Blog okuyarak zaman mı geçirilirmiş be!

İşte tam da bu nedenden, halkın kalkınmasını, halkın "muasır medeniyetler seviyesi"ne ulaşmasını düşleyen hükümetimiz ve çeşitli yayın organları (Ayda sadece 9,99'dan başlayan fiyatlarla Digiturk dünyası evinize gelsin!) Blogger'ın yasaklanmasının gerekli olduğunu düşünmüşlerdir. Ne iyi etmişler efendim. Ne zaman harcıycam Blogger'la bilmemneyle? Kim nereye gitmiş, kim ne yemek pişirmiş, kim ne giymiş, kim ne bilgisayar oyunu almış, kim hangi filme gitmiş... Peeh. Banane ya kim naptıysa? Benim için mi yaptı? Bana faydası dokundu mu? Hayret bişey ya! Bi de bazıları çıkmış diyor ki, yok efendim iletişimimiz kısıtlanıyormuş, yok özgürlük artık kalmamışmış. Hadi canım! Sen gel onu benim külahıma anlat. Ne iletişimi allahaşkına? Gelmişiz 21. yüzyıla. Allahaşükür MSN'imiz, son model cep telefonumuz, bol miktarda da kontörümüz var. Arkadaşımızla, ailemizle görüşebiliyor muyuz? Evet. Ee daha ne? Napıcaksınız dünyanın öbür tarafındaki insanın hayatını. Kendi hayatınla uğraşabiliyosun da sanki, başkasınınkine merak sarıyosun. Daha neler...

Bi de şu sakıncalı içerik mevzusu var. Sansür getirilmeli tabii ki de. Hangi aklını kaybetmiş diyor herşey serbestçe gözükmeli diye? Çıldırdınız galiba?! Napıcaz çocuklar saçmasapan şeyler öğrenirlerse? Bunun erotik vidyosu var, küfürlü filmi var, zararlı yayını var, ülke bölücü yazısı var.. Var da var! İnternette bunların hepsi bulunurken, biz zavallı çocukları bu vahşi, siber ormanın içine nasıl atarız? En az 20 yaşına gelene kadar cinsellikten ve her türlü zararlı alışkanlıktan nasıl uzak tutarız? Aman allah korusun, ya bebeklerin nasıl olduğunu öğrenirse? Naparız o zaman? En iyisi hepsini kapatmak.

O yüzden diyorum ki efendim, bence Google'da yasaklansın. Aradığında her kelimenin karşılığında bi site çıkıyor mu, çıkıyor. Her türlü kaynağa ulaşımın var mı, var. Bence kapatılsın. Kimin neye bakacağı, neyi araştırıp soruşturcağı belli olmaz..


Mazallah şimdi Youtube açık olsa, insanlar girseler ne bulsalar izleseler....
Tüylerim ürperdi vallahi.

(yazardan gelen edit: Vtunnel falan diye şeyler varmış. Kullananları kınıyorum. İllegal yöntemler bunlar..)


GELECEK PROGRAM: Masum Bir Limon Bahçesi Ulusal Güvenliğe Tehdit midir?
Geç de olsa Filmekimi ile ilgili bir yazı yazmak istiyorum. Umarım bana katlanabilirsiniz.

(Yorum felan yazın özletmeyin kendinizi, öpüldünüz canlar.)

Mahavishnu'Nun Notu:Angie'nin yazısının yanında güzel gideceğini düşünerek koydum fotografı.İzin istemedim,densizlik ettim.İsterse kaldırabilir:)

24 Ekim 2008 Cuma

Yasak renginde,yasak fontunda da yazsak değiştiremezsiniz düşüncelerimizi,itemezsiniz karanlığınıza...

"Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir" ?!??!!

kırgınım saçılmış bir nar gibi(part 2)
her şey part 2
ohannesburgerking!
ifademi anlatıcak kelime yada smiley bulamıyorum okurcan ve blogsallar

neyse umarım youtube kadar uzun sürmez saygılarımla
(inanılmaz yav şaka gibin)

Başlığı izninizle bu şekilde değiştirmek istiyorum.

Gerçekten merak ediyorum, kim, hangi blog sitesinin hangi ayrıntısını gördüde
dava açtı, sonra bu davayı kazandı ?

yada altında daha derin şeyler mi yatıyo ? iletişimimizi körertmek ? Blogları kullanarak
paylaşım yapan aydın kitleleri engellemek ?

bilmiyorum ama burdan tek bir kişiye kısa bi serzeniş yapmak istiyorum.

OROSPU ÇOCUĞUSUN.

Öylesin.

sahibi kendini bilir...



O "öylesin" öyle samimi ve içten bir şekilde yazılmış duruyor ki bozmaya kıyamadım ama Jude buraya yazmamı istedi youmumu tekrar.

O başlık orada kalacak.Görülmeyecek belki.Ama,demokrasiden,isnanlıktan anlamayan daha doğrusu kendi işine geldiği gibi anlayan bu baskıcı,gerici mahlukatlara inat yazacağız biz.Konuşacağız.Ağaç altlarından okul sıralarına kadar...Susmayacağız.Hücresindeki düşünce suçlusunun güneşle sohbeti olacağız belki çaresizlikten,dilsizlikten ama susmayacağız.Hayallerimiz,itirazlarımız,ümitlerimiz eriyip gitmeyecek karanlıklarında.Biz ışık olacağız.Aydınlığımız o kadar yüce olacak ki o dev karanlığı yutacağız.

Onlara inat diye değil hem de...
Sadece insan olduğumuz için düşünme,okuma,bilgi alma ve insanca yaşama hakkımız olduğuna inandığımız için.

Sırtımızdan üç kurşunla vurularak ya da açılan araba kapısının tetiklediği bombayla parçalanarak ölmeyi reddettiğimiz için.

Açlığımıza,umutsuzluğumuza ve kör karanlığa rağmen umudumuzu ve cesaretimizi kaybetmediğimiz için.

Onlara inat değil.
İnsanca yaşamak için...

özür dilemeyerek edit: başlığın üç nokta olması daha uygundur zira birşeyler "engelleyen" bi zihniyete söyliycek küfrüm yok.. hiçbi zaman olmadı olmıycak. sebep basit çünkü kaale almıyorum kendilerini.
zaten bütün yazar kadrosu yasaktan sonra bişey yapıp edip tekrar yorumladılar editlediler
"engellenen"ler renklerimiz şu an
ama fikirler ön plandaysa renk kırmızı olmuş mavi olmuş siyah olmuş ne önemi var

saygılar (FM)

18 Ekim 2008 Cumartesi

sevgili okurcan ve blog ahalisi tutamıyorum kendimi. Evvveet ; TUU-TAA-MII-YOO-RUUM

şöyle ki şu an evde parke falan filan yeniletiyoruz hayretler içerisindeyim
çünküne anne geldi "Fermiyum? Yav ses burdan da gelmiyo annamadım ki ben" diyip gitti ve ben bi kıllandım bişeyi açık mı unuttum radyo televizyon falans..
ama yok yok bi yerden bi ses..
E ama bu bildiğin ROCK/METAL?! Hani böyle bi ara Metallica falan bazen, bi ara "Talk Dirty To Me" bile duydum ve ses usta ylan çırağının olduğu sempatik değil ama rezalet mutfağımızdan geliyo ?! Bi şaşırdım bu şarkı bende vardı falan dedim anneyle bön bön bakıyorum. Sonunda gittim ve mutfakta uu fayanslar ne güzel olmnuş falan dedim. Usta dedi ki "böylçokbeyazoldu sizeniysiarayabiharcalın renkolur." dedi. Algılama eşiğim 5 sn ye ye inmişti çünkü "diiuucuvvvvvvvjjjauajauajjjjjuuuujjjcccvvv" diye bi elektro solosu çalıyodu zaten "hıı evet lerle geçiştiriyodum ki..


Sesin daha dışardan geldiğini farkedip balkona çıktım
İşte o esnada ytan bina da aynı hisada olduğumuz apartmandaki plazmayı gördüm bir insan tahminen 20 den küçük elinde bişey ekranda Guitar Hero

Okurcan dakikalarca güldüm kendime
Sonra ustaya sordum müzik geliyo dimi diye dedi ki "yaslındaböylemüzikbaşağrıtmayomu"
bende hım dedim balkona çıktım vebir iki şarkı dinledim


Pleysıteyşınıolmanın dayanılmaz hafifliğine sahip olan tv başındaki inassn çoştukça coştu. Aferim ona almışsın o kadar coşmak en büyük hakkın! Yanlız bi dahakine balkon kapısını ardına kadar açıp normalde Metal dinlemeyen 50 küsür yaşında ve haliyle kapıyı pencereyi açan parke ustasının başını ağrıtmamış benim de adama "oha siz de mi Alice Cooper dinliyosunuz" dememe engel olursan çok minnettar olurum sana

Valla bak..
(ama muftaktan böyle... yani.. bilmem anlatabildimmi yaşadığım şoku..)