9 Ağustos 2009 Pazar

Kaçırılmaz Benzerlik


Bu Jude'a benzemiyosa, bamya bile yerim.

"Aynısı lan!"
The Washington Post

"Ohannes..."
The Observer

"Bu yüzyılın fotoğrafı! Bravo OSDM..."
The Times



Hamster


Orrayt?

Yaşlı ve yalnızdı.Hayatta binlerce şeye sahip insanlardan farklı olarak,sahip olduğu pek bir şeyi yoktu.Sadece sanatı kalmıştı yaşlı ustaya.Ne zaman atolyesi ile paylaştığı tek göz odadan çıksa-ki nadir olurdu bu-tek bir sokağa giderdi.Oradaki bir binaya ve yıllar önce onun için yaptığı tabelaya bakardı...

İşte,o zamanlar,yaşlı ustanın gözleri dolar,eski günlerin saadeti ile bir göz odasına döner,bulabildiyse sobaya bir iki kuru dal atıp uyurdu.

Gene bir gün,dışarı çıktığı,sonbahara ait bir gün,ona dayanma gücü veren binaya eserine bakmaya gitti.Osdm binası idi burası.

Umutla,geleceğe,göğe bakan bir çocuk gibi kaldırdı başını.Yıllar önce çizdiği onun hayatına anlam katan o tabela,el emeği,ortadan sıkılmış diş macunu logosu yoktu.Yerine ilüstarize edilmiş,başka bir diş macunu resmi gelmişti.

Usta evine gitti,eski plaktan eski birşeyler çaldı.Çaldıkça gözleri doldu,gözleri dolunca ilmiği geçirdi boyuna.Tabureyi devirdi,ayaklairı sallandı.Bir sağa,bir sola,bir sağa,bir sola...


Alternatif son:

Usta evine gitti,eski dostunu kırkbeşliğini çıkardı yastık altından.Hedefi Osdm binası idi.İçeri girdi.Sekreter kız iyi günler Osdm yayın ve blog hizmetleri yardımcı ola..(dan!)

Hey! Ben yazı işleri müdürü Angie! Noluyor bayı..(dan dan!)
Ferm..(dan!)
Kolomb..(dan!)
Ju..(dan!)

İşte! Oradaydı.Tüm şehre hükmeden Osdm gökdeleninin zirvesi.Son oda.O,o hain burada olmalıydı.İçeri girdi.Adam karşısındaydı.Masada ismi yazıyordu:

Mahavishnu.

Adı Mahavishnu olan adam karşısındakini süzdü."Seni bekliyordum."dedi sakince."Hey böyle bir değişiklik yapmamız gerekiyordu.Rahatla.Yak bi sigara."Yaşlı adam rahatlamış,şokun etkisi ile bir sigara yakmıştı."Bak dostum,madem bütün yazarlarımızı öldürdün,gel sen de yaz.Yani logoyu da sen yap Orrayt?"

Yaşlı usta "Orrayt" dedi Mahavishnuya.Yeni logo şehri süsler,meslektaşlarının cesetleri morga götürülürken onlar kahkahalar atıp puroları içtiler.Sonra paşa paşa 62 tl ceza ödediler.

Eee...Kapitalizm,serbest piyasa böyle bir şey tabii..

Location Reached...Autosaving...

"Pardon! Pardon!"Kocaman, kırmızı, "maceracı" sırt çantam ve omzuma astığım notebook çantası ile zar zor,çarparak iniyorum deniz otobüsünün sıkışık merdivenlerinden.Kulaklığımı çıkarıyorum.İggy nin "Ben bir yolcuyum" diyen sesi uzaklaşıyor kulağımdan.-Evet yaptım bu üç kuruşluk göndermeyi...-

Üzerimdeki t-shirt ve kot ile dahi terletebilecek sıkışık bir ortam bu vapur garajı şeysi.Bir de soğuk olur diye aldığım gömleği taşımamak için üzerime giymiştim zaten...Off...

Etrafımdaki insanlara bakıyorum.Çoğu yorgun,suratsız.Bıyıklar falan şahane zaten...Bi' kız var,dikatimi çekiyor.Güzelce;ama yorgun ve mutsuz gözüküyor o da diğerleri gibi.Gene de dağınık saçlarımı toparlamaya çalışıyorum istemsizce.

"Kapılar açılıyor"anlamına gelen iğrenç sirenler duyuluyor.İki dakikalık "beyin öpme" ayininden sonra,açılıyor da sahiden.Ekranın köşesinde "Location Reached" yazdığını görür gibi oluyorum.

İstanbuldayım.

O değil de bi' bok değişmemiş la...

Aynı her yer.Biraz daha serin olmuş gibi geldi bana ama.İşte yokken Leonard Cohen'i kaçırdık harbiden.Kolombus da tuz bastı yarama.Onun dışında pek bi' numara olmamış İstanbul'da.Jazz festivaline de gıdım gıdım gitsek de yetti gibin.Üşengeç olunca insan...

Notlar var azıcık da:
-Orada sürekli sizi yedirmeye çalışan bi' anneanne varken anneye ben yemicem dediğinizde peki cevabını almak
-Arkadaşlarınızın sizi özlemesi
-Eve girip Bella'nın kutusunu açıp özlemle bakmak,gecenin o saatinde çalamamak
-Kendi evinizde kaka yapmak falan güzel şeyler be...Tatil olaylarına gelemiyorum ben pek. :)

Finale gerek duymuyorum,daha çook konuşacak şey var bu blog insanlarıyla.İstanbuldayız hem zaten artık.Klişemi de yapayım: Boktan şehir İstanbul ama bağlanıyosun işte hocu ehe ehe...

boston quincy hall un karsisi

hafizasi azdi ancak bu kadar kaydedebildim ama onunde ters cevrilmis bi kac plastik cop tenekesi, bi mazgal, bi izgara, bi kac tane de teneke cop kutusu kapagi vardi..

fermi' nin yapicagi dis haberler servisi bu kadar olur. (haftaya falan daha ciddi bi yaziyla karsinizda olurum gencler) AAA

7 Ağustos 2009 Cuma

Paylaşası Olmak...


Tatilde gerçi kendisi ama yine de....
Ceviz kabuğunda tiramisum benim.


6 Ağustos 2009 Perşembe

"Hell Yeah Sayın Tekin!"


Görmeyenler görsünler efendim.
Sevgili Kolombus'un "Al sana Tayyip!" formatlı entry parçasından sonra ben de bu fotoğrafı paylaşma ihtiyacı duydum. Büyük ihtimalle hepiniz meseleyi duydunuz, açıklamıyorum detayıyla.
Bu fotoğrafta da soldaki arkadaş karakola götürülenlerden biri, sağdaki de CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin.

dibebirnot: başlık Banu Güven'in Radikal'deki yazısından alınmıştır.

Signal Tree

Hey anasını İstanbul be. Çok sıcak ama, fena sıkıldım bugün sıcaktan. Aslında sıcak olmasa, rüzgar müzgar esse falan şahane olur.

Dünya gözüyle Trent Reznor gördüm ya. Eline geçirip de fırlattığı şeyler 3 mikrofon sehpası bir adet tef bir adet mikrofon bir adet senkronayzır bir adet de gitardı. Tefi seyircilere fırlattı umarım biri kafasına yememiştir. 12 ağustosta da Faith No More var, Lady Gaga coverlıyor herifler (üşenmezsen youtube it). Unutmadan;

Bu Tayyip abime gelsin -> \m/

Bekir Coşkun mudur nedir, o da gitsin yenisi gelsin.

Ağustos sonuna kadar İstanbul'dayım anneoo, eğer her gece böyle sabahlayacaksam yandık. Fermi öğle yemeğini yiyordur şimdi, oh ne âla ya.

Heaaa, Leonard Cohen vardı dün akşam, bu akşam da olması lazım. Bir şarkısını bile dinlemişseniz imkanınız varsa gidiniz,görünüz.

İzlemediyseniz Heima'yı download ediniz ( fermium bilmem kaç gigabit bağlantısıyla download etmesin)... Takk da iyi gider üzerine.

Bir daha görüşemezsek günaydın, iyi akşamlar, iyi geceler...

1 Ağustos 2009 Cumartesi

I can hear music


Parkta garip, yavşak, hafiften gizemlerin adamı, hüzünsel bi kedi yerine; çevik, sevimli, boğazına düşkün, ama bi yandan da insanları merak eden sincap/sincaplar görünce çok çok mutlu oluyorum. bıraksan bayas gorillerle yaşayan insanların sincap versiyonları olurum. koala da olur.

Sabah yüzüme vuran salak günışığı dalgasıyla uyandım falan. tipik amerikan baliyö film başlangızı. hani o arkaplanda tırt bi boy-band şarkısı olanından. allahtan sabah sabah şarkı eksikti..

Turuncu benetton tişörtü bana çocukluğumu hatırlatır. mavi çiçekli elbise vardı bide sonra kar falan yağmıştı bi gün eve gelmiştik de salata tabağı kırmıştım. bunu unutsam da 2 kimya formülü ezberlesem bunun yerine.. bidolu böyle ufak anı kesiti var.

Pat diye çin bakkalına girersen karşına tavuk ayağı çıkacak! sakın şaşırma!

IKEA senin yerin ayrı.

Hava normalken 5 saniye içinde yağmur başlaması ne enteresan ve ne tropik iklimsel bişey. yazın burada sevilen tek yönü ve saire ve saire..

Babam makineli tüfek seviyo. ben shotgun tercih ederim. hayır mafya değiliz. sadece 2. el xboxumuz oldu, 6 dolara callofduty aldım ve giderek mahavishnu ya benziyorum. 

deneme tahtasına dönüştürdüğüm blogumuz varoluşçuluk için PJ den özürümü dilerim. artık şablonla ilgili deneylerimi bi başka blogda sürdürücem. yeni şeyler öğrendim oley!

ne demiş ünlü düşünür?

OSDM.
Vazgeçemeyeceksiniz.

                                                          sevgi dolu çoraplar!

                                                   eskidenkırmızıipoduolanfermi

Maşvişnu'dan İnciler

Sevgili OSDM okurları, çok sevdiğim Maşvişnu'nun az sonra göreceğiniz paint/msn şaheserlerini blogda paylaşmak gibi bişeye henüz teşebbüs etmedi, ileride de ediceğinde kuşku duyuyorum. Açıkçası Maşvişnu bunların varlığından haberdar mı, bilgisayarında bunlar mevcut mu, onu da bilmiyorum. Ama ben tüm dünyaya bir "iyilik" yapıp bunları blogda paylaşıyım dedim...

Gelin, bir entellektüel bir eleştirmen edasıyla bu çizimleri inceleyelim.



Tahminimce Superman'in kostümü hakkında girilen hararetli bi tartışma sonucu ortaya çıkan bu tasarım, Mahavishnu'nun bacak kılları çizme konusunda fevkalade usta olduğunu gözler önüne seriyor. Popüler kültürü kesinlikle doğru oranda kullanmasını başaran sanatçı, Doğu ve Batı birlikteliğini hem halkından kesitler aktararak, hem de bir Batı figürü kullanarak mükemmel bir şekilde aktarıyor. Oldukça feminen bir superman karşılıyor bizi kapıda pembe çorapları ve tahminimce beyaz converse leri müthiş bir uyum içinde. Mor tangası ise fevkalade. Daracık sarı gömleği de tangayla çorap-ayakkabı ikilisine çok uymuş. Klasik Superman saçıda 2. sınıf mahalle kavgasından dağılmış yağlı delikanlı saçı kıvamına gelmiş ki incelemek elde değil. Maşvişnunun bu çizimine 10!


Dilimize dolanan bir MFÖ şarkısının paintte renklere ve özüne kavuşması.... Sözlerle ifade edilemeyecek şeyler de vardır; bu resim de kesinlikle böyle. Göbek deliği ve muazzam göbek eksik. Buna 7!



Angie lafına başlamadan önce biricik maşvişnumuzun ne kadar pimpirikli olduğunu taslak hazırlamasından mutlaka anlamışsınızdır..Önce ve sonra resimlerinde de gördüğünüz, Mahavishnu'nun tasarımını geliştirme aşamaları olarak da tasvir edilebilir. Sanatçımız bir msn konuşmasından aldığı ilhamla msn'in çizim fasilitelerinde bir Eric Clapton resmetmiştir. Tüm bu yaratıcılık öbeklerinin çıkış noktası ise müzik tarihinin en duygulu şarkılarından biri olan Wonderful Tonight'tır. Yukarıda gördüğünüz eserler Mahavishnu'nun retrospektif bakış açısı, bizleri Clapton Düz Adam Olsa İdi? sorusuyla başbaşa bırakışı ve düşündürten Umut Sarıkaya esinli çizimleriyle bir Mahavishnu klasiği olarak bilgisayarlardaki yerini şimdiden almıştır.

Bir başka Mahavishnu-Umut Sarıkaya birlikteliği... Ejder gömlekli adamlar fünikülerde, metroda, caddede, otobüste karşımıza çıkmaya devam ederken, yüzyılın en harika paint sanatçısından çok yerinde bir toplum incelemesi olarak beliren bu eser, Mahavishnu'nun imzasını attığı en başarılı işlerden. 
Devamı gelecek mi merak konusu gerçi ama bunlar sadece msn den çeşitli geyikler sonucu çiziktirilen ufak şeyler daha fazlası için mahavishnu yu sahneye davet ediyorum. Geldiğinde bişeyler yapar artık.

Umarız ufak sergimizden keyif almışsınızdır efendim....
Tekrar görüşene dek, esenliklerle kalın.

30 Temmuz 2009 Perşembe

KİM DÖVER?!


onlar ki bir jenerasyonun nefretini kazandı...

onlar gece gece garip sesler çıkartıklarından pilleri sökülerek kenara atıldı.

çünkü onlar korkunç!

karşınızda furbyler!

----VERSUS----

ısrarla 90-60-90 olduğunu söyledi. eski filmlerinde sayısız tecavüze kurban gitti

ünlüler çifliğinde ağa oldu

canlı yayın seda sayan programlarında dayak yedi

karşınızda banu alkan!

Şimdi sevgili okur!

sizce hangisi döver!   hangisi en korkunç!

hemen şimdi sağ frame deki anketle oylayın!

Ay em bek. Oh-yes.

şimdi efendim,

1) evimizdeki tadilatlar dolayısıyla internet ve bilgisayara olan minimum erişimim, an itibariyle mutlu sona ulaştı. hooraaay!!

2) evet, doğrudur, sağ taraftaki balıkların aynından msn penceremde var, hareket de ediyolar, seviyorum kendilerini, ama neden burdalar ben anlamadım? bi de bu balıklara tıktıktık diye yem veriyosun o zaman noliy? ama sevdim kendilerini... bir fermium icraatı gibi gözüktü gözüme, ona da burda bi kez daha öpücüklerimi yolluyorum! mucuks ceviz kabuğunda tiramisum benim.

3) Fığansız Kültüğrde aldığım değrsleğr ağrtk bitiyo, sevinç ve kıvanç duyuyoğum..

4) en kısa zamanda size bir öyküyle dönmek istemekteyim, ama bakarsınız yalan olur, ortam hazırlamaya hiç gerek yok şimdiden..

5) fermium'un, benim biricik dış haberler servisimin, çok sıkı çalıştığı eminim ki gözlerinizden kaçmamıştır!! ona takdir, tebrik, teşekkür ve daha nice T'yle başlayan sözcükler gönderiyorum!! (eüeee.. travis? tiamo? tobleron?)

6) OSDM'nin en son uygulamasını da ben başlatayım dedim!! Artık OSDM yazarları nirde oldukları sağ köşedeki şeysiye yazarlarsa çok şukela olur!!

7) Kim Döver? dımdımdım! evet efendim, yanlış duymadınız!!

Geri dönüyorlar.
Eskisinden daha da asabiler.
Çirkeflikte sınır tanımayan dövüşçülerimizin kıyasıya mücadelesine oy vererek siz de ortak olun.

OSDM.
Vazgeçemiyceksiniz.


back to kim dövers!

eveeeet ilk round u geçen adaylarımız şimdi de ilk 4 için yarışacaklar..  Finalistlerimiz şöyle:

Banu Alkan

Semra Ata (aka Semra Hanım)

Reha Muhtar

Furby

4 hafta alıcak yarışmamızda güvenilir kişilerce denetlenen kuramızda yarışmacılar birbirleriyle eşleşecek. ilk iki etapta yenilenler ve yenenler ayrı ayrı.. niye uzun uzun açıkladım ki ilk 4 ü sıralıycam işte.. şöyle midemin görüntüleri kaldırıcağı bi gün yada birinin bana acıyıp resimleri bulduğu zamanki gün..

kuranın sonucu:

furby vs. banu alkan

reha muhtar vs. semra hn.

28 Temmuz 2009 Salı

sanctuary

ekşisözlük ve facebook ölün!

viva la blogger!
viva la musicovery!

ps: neden bilmiyorum.. gerçekten
ama en çok ekşisözlük ölsün.
facebook mu?

ali will miss you, esin will miss you, aslıhan will miss you, selen will miss you, irem will miss you yazdı..
gönlümü kazandın feysbuk (öyle bi deyim varmıydı)

27 Temmuz 2009 Pazartesi

25 Temmuz 2009 Cumartesi

somewhere only we know.




tırt tabi ama aklıma bişey gelmiyo ki 8 gündür kitap okuyorum şimdi de ödevini yapıyorum..

22 Temmuz 2009 Çarşamba

İ-Stat-istik


9.681,51 km(mesafe benim evimden fermium'un evine milimetrik olarak ölçülmüştür, hata payı 2 metredir) gelin, standart ulaşım yollarımızla kuş uçuşu mesafeyi rasyonelleştirelim:

-Dünyanın en hızlı uçağı ile gitmek,(sesten 10 kat hızlı ancak) 55 dakika,
-standart bir yolcu uçağıyla gitmek(800km/saat dolaylarında) ortalama 12 saat,
-ortalama bir arabayla ortalama otoban hı
zında(120km/saat) 80 saat,
-ortalama bir gemi ile(30km/saat) 320 saat,
-yürüyerek(4km/saat) 100 gün,
-yüzerek veya emekleyerek(2km/saat) 200gün, (değerler ortalama alınıp yuvarlanmışlardır)

sürecek bir yolculuk ardından anca ulaşabiliriz fermiuma, pat diye istesek.
fiziksel imkanların elverdiği en yüksek hızda
seyahati düşünürsek, ışık hızında bile oraya ulaşması 0,032 sn sürecektir.

o kadar...

he bir de, sevgili fermium'umuzun bulunduğu ölgedeki eyalet isimlerine bakarsak, her birinin bizim için başka birşey ifade ettiğini, ve 1 asırdır çıkan film dizi ve şarkılarda çok fazla geçip çok klişe olduklarını farkediceksinizdir.

(ama çok klişe değil mi luziyana, alabama, arkansas, kentaki olsun o olsun bu olsun bana pek bi öyle geldi hepsini bir arada görünce ama... holivud işte na'parsın...)
benim de söyliycek bişeyim var jude efendi dalaman,kars, urfa,samsun da çeşitli filmler çekilince o güzel dilinize bu konu pelesenk olmuyor ama aynı hesaba gelen memphis sana batıyor öyle mi?
çok ayıp oluyor.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Walker Physics


"When animals walk, the swinging movement of their legs can be approximated fairly well by treating the legs as physical pendulums. Such analysis has proved useful in analyzing the gaits of various creatures, from Beatles to elephants."

Bir daha asla görmek zorunda olmadığım fizik kitabımdan bir alıntı okudunuz. Beatles'ı fillerle birlikte "creatures" şeklinde kategorize ettikleri için kendilerini tebrik ediyoruz.
Ayrıca şu metinden fizik baabında hiçbişey anlamadım, o ayrı.



14 Temmuz 2009 Salı

dr. psychedelia or how i learned to stop hating and love edited videos

http://www.youtube.com/watch?v=JRfVG8YjnHo&feature=related#



ps: tembel tavuklar yazı yazmalı kampanyası açmak mı lazım illaki?? buna dream country'sinde yazı yazmayan mahavishnu da dahil. tatilden yeni gelen jude da. tatile gidicek olan osmancık da. cıkcıkcık ayıp be!

9 Temmuz 2009 Perşembe

Road Trippin'

bütün diyaloglar öylemesine arabada geçmiştir.

Fermium: kapasana artık silecekleri haşat oldular?
Babası: ben bunun okulunu okudum kızım üniversitesine gittim.
F: hohohoy
B: noldu?
F: ezildim. leblebi ister misin?

B: yok sağol
F: leblebi ister misin?
Annesi: yok dedi ya?
B: leblebiiii koyduuuuum tasa kız anneeeem!
F: ben de öyle düşünmüştüm ki!

-----------------------------
F: pay at station diyo
B: ney?
F: pay at station

B: ne ne ne diyo?
A: diyo ki .... öde.. F:pay ... on
B: kim ne diyo
F: EHEAAHHA A: di... öde....is...
B: ya ne diyo gülüyo bu duyamıyorum.
A: para ödemen lazımmış onu diyo. manevra yapıcak ondan girdik buraya
F: AHEHEHHÖHÖ

B: niye gülüyosun telmimiyum bak ben gülüyomuyum
F: hehehhihihaiia
B: deli misin?
F: eveeeeeet ehüehüühuhue

-----------------------------
B: busch gardens'a gidicez ama bu havada safariye gidilmez. ben fermium'a para vermiştim istanbul'da. bize ısmarlar heralde?
F: telli telli telli şu telli turnaaaaa!
B: ısmarlamıycak.

-----------------------------
B: düşünsene afrikaya senelerce yağmur yağmazken buraya her öğleden sonra yağmur yağıyo ne adaletsizlik!
F: leblebi yer misin?
-----------------------------

B: naber?
F: iyi.

B: kocakafalı.
F:ehuahuhhauhahahue
-----------------------------

A: elma alalım.
F: şeftali de alalım.
B: olur(elma, şeftali, erik alır)

bi süre sonra
A: erik versene ordan

B: elma demek istedin heralde?
A: yoo erik. allahalla.
F: dimi bence de.

-----------------------------
B: biraz aç kapıyı bakalım açılıyomu annesi
F: ben açıyım.
B: aferim kızıma, söyle yağmura dursun.

F: şşt dursana.
-----------------------------
F: muz yermisin
B: çişim var
F: ahaha yazıyım mı bunu bloga
B: yazma çok ayıp.
F: niye sen çiş yapmıyomusun
B: tabi yapmıyorum.

ayrıca burdan yazarcıklara sesleniyorum! hiç mi başınızdan bişeyler geçmiyo kardeşler? oturun iki kelam bişey yazın!

fermi çeşitli eyaletlerden bildirdi.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

özür..

Bu hafta yazarınız Angie radyo programı yapamamıştır maalesef. Kendisi dün 3D Buz Devri izleme niyetiyle evden çıktı ve 11 sularında geri döndü.
(Hoş filmi de izlemedim ya neyse)

Hepinizden Salı günü OSDM FM'de program yapıcam sözünü henüz yerine getiremediğim için özür dilerim okurcanlar ve ahali.

Haftaya artık napalım...

5 Temmuz 2009 Pazar

bıkbık

6 rollercoaster 1 gün 1 fermi. (tebrikler artık yazının kalanını önyargısız okuyabilirsiniz!)
Efendim sadece sizler için gidip rollercoaster ların tadına baktım. Ehm.. biraz daha baştan alayım. Şöyle ki Afrika’yı tema edinmiş bir parka gittim. Adı: Busch Gardens. İtiraf etmeliyiz ki Disney’in parkları çok daha güzel. Öyle ki Busch Gardens onların yanında; kuyruklar, serilik, profesyonellik olarak zayıf kalıyor.Ama sonuç olarak theme park’ınızda 6 rollercoaster varsa; kuyruklarda gerzek gerzek beklense de, öndeki boş koltuklara bakılıp iç geçirilse de sonunda nihai amaca ulaşınca içinizi tatlı bir huzur kaplıyor.

Montu: Gün başladığında ilk girdiğim, bu seneki ilk göz ağrım. Diğerlerine göre süre olarak uzun. Bol bol 360’lık dönüşleri vardı ama hızı azdı. Olsun sevdim. 10/7
Sheikra: 200 feet’ten 60 mph. 480’lık twistler… üstelik bütün bunlar ve en yüksek o noktadan yere 90 derecelik açıyla bırakarak oluyo.. 10/9
Scorpion: Gereksiz uzun kuyruk. Yetersiz koltuklar. Ama uzunluğu ve hızı nefis. 10/6
Kumba: Hehe bi 60 mph daha. Üstelik zart diye bitmiyo da. 10/8
*Bu güne kadar hiç tahta rollercoaster denememiştim. Ne kadar rezil olduğunu öğrenmiş oldum. Yanlış oturanlar için potansiyel kısır kalma makinesi diyebiliriz.
Gwazi/Tiger: Gereksiz sarsaklık. Sadece hızla yaratılmış abes bi parkur. Bitse de gitsek hissi hakim. Ne diyim ki ben şimdi. Olmamış. 10/2

Gwazi/Lion: Kardeşinden biraz daha iyi olan bu şeyin de bi ayağı çukurda.. 10/3
*Şimdi kıl bulamamış rehehö geyiklerinize girmeden önce kendimi savunmalıyım ki son 5 senedir anlayarak bilinçli yaşayan ve bu süre içinde de rollercoasterlara binen biri olarak diyorum ki.. Eüü.. hiç bi şey. Dövseniz dövmeyin diyemem (a tribute to mahavishnu & jude)
Bunun dışında insanlardan bahsetmeliyim. Gün içinde 1 Pink Floyd, 1 Led Zeppelin, 6 AC/DC tişörtü gördüm. Bu AC/DC sevgisi nereden doğdu bilemiyorum ama aşağı yukarı aynı miktarda Hannah Montana, HSM cart curt tişörtü de gördüm. Hatta bi tane tişörtte “Save water, shower with me” yazıyodu. Apaçık kahkaha attım. (şöyle ki kareli gömlek bulamıyınca aklım tişörtlere gidiyo hihihi)Sonracığıma yemek yerken taklit edilebilecek pop grupları; BeeGees, Abba ve benzeri grupların şarkıları söylendi, dansları yapıldı. Güzel zenci kızlar ve resmen güzel zenci erkekler görüldü. Zencisever okurumuza hak verildi kendisine buradan Freddie Mercury’nin Time şarkısını yolluyoruz.. Sütlü kahvelerin gerçekten makbul olduğu kanısına varıldı. Tuvalete gitmeye üşenen ufaklıklar da sulu atraksiyonların çevresini alanları olarak işaretlediler.
Neyse…Basınç sarhoşu olan fermi birde buraların kulüp dansını yaptı. (şaka değil; düğün,balo heryerde bunu şeyediyolarmış) (get low, get low falan fena biraz(gözü kapalı Michael Jackson taklidi yapabilenler için değil tabi ehueheuahhaha)) ehm.. ferminin beyni iyice eridi falan. Düşün ki “fireworks” diyeceğine “flowers” dedi.9.02 de “Oeah, çok sıcaaak” diyip üstünü çıkaran biri görünce hak verip salak salak gezmeye başladı (akşam 9 civarında sokakta bikiniyle gezmek?!) sonra da yorgun düşüp uyumak isteyen beyni yüzünden havaifişekleri beklerken o kılıkta tahta rollercoasterların kapılarının önünde çimlerin üzerinde uyuyakaldı. Nedensiz, önce tatlı, sonra tavuk, sonra salata yedi.
Ve saire, ve saire…sonra 11.58 de uyudu. Sabah da hala başı döndüğü için takılıp düştü ve kahvaltı öncesi biraz tavuk yedi.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

OSDM FM!

Eee artık yaz sezonunu da açtığımıza göre OSDM FM için yeni bir sıkecıl (ingilizler şecıl diyo ne acaip) yapma vaktimiz geldi!! Sağ taraftaki soru işaretlerine şahsen uyuz oluyorum.
Sevgili OSDM ahalisi, radyomuzu artık boş bırakmayalım dimi ama?

Ben Salı akşamlarına talibim, ama isteyen varsa fark etmez.

uçak!

Başlamadan uyarı: bu yazı uçakta 39-40 derece ateşle yazılmıştır. üzerinde hiç edit yapılmayacaktır.

Sound of Silence.
Bu bir düşünce yazısı değil, düşüncelerimş kusup sifonu çekmedim. Angie ve yeni nesil çokoprens atasında ne geçtiyse benimle cips arasında da o geçti. Gece 4 te kustuktan sonra 5.53 te bizimkilerle evden çıktık, 6 da asansörde beyaz bir suratla aturuyordum ki annem biraz panik oldu. Siyah bir dobloyla havaalanına giderken kahvaltımı ettim: 5 cm boyunda kepekli bir galeta, 3 yudum su.

Cecilia.
Neyse..
Uçak falan uyuklamakla, ekmek içi yemekle, vişne suyu içmekle geçen bir yolculuk. Üçgen prizmması halinde kestiğim tavuk her ne kadar sevimliyse de kendisini pek yiyemedim. Sünger yiyiyomuşum gibi geldi. Yemekleri bir kenara bırakırsak uçak ahalisine 10 üzerinden 6 veriyorum. Mızıldanan 3 çocuk/bebek var ama arada sesleri kesildiklerinden uyuma fırsatı buluyoruz. Bir de ön çaprazımdaki adam kabus gördü ve girdiğimiz tribülanstan ötürü şans eseri açılan yemek yeme düzlemi açılıp üstüne düştüğünden bağırarak uyandı. Durumu az şişirdiğiiz hava yastığından hallice. Müziklerin nereye konduğunu keşfedene kadar uçakta neredeyse gergin bir hava esiyordu. Mızırdanan çocuğun boğazından aşağı babamın şarabını dökmek istiyorum biraz. Pınar beyazı çok seviyorum.

The Boxer.
Unutulmayanlar albümlerini çok beğrndim tabi. Elmalı ve ne idüğü belirsiz birşey varki; bu yöndeki geleceği belirsiz elmalı tart yapan amatör bir ahçı elmalı tartıyla rahat rahat parmaklarımı yememi sağlar. bir de utanmadan enginar koymuşlar menüye. 3 tane polar battaniyem var ama soğuk soğuk terliyorum, oldu mu şimdi. Neyse ki yastık rahat ve nne kadar manasız ve aptalca yazılar yazıcak olursam olayım üşenmeyip okuycak arkadaşlarım var (dimi ama?!)

Canticle.
Mavi düğmeye basınca menüye dönüyorum. yeşilde harita var. yine iyi dayandım. (jude bu mavi tişörtün yazısı mor olmuş?)
Unutulmayanlarda Eagles, Led Zeppelin, Pink Floyd, Elvis, Hendrix, Rolling Stones, Beatles, Dean Martin, Frankie, Barry White ve King Crimson var. Kolombus naber? Canticle birsin Moonchild dinliycem.
iyi geceler.
yada iyi günler
yada iyi .. herneyse

istiyorum ki kimse soğuk soğuk terlemesin.

not: Batticon insanı bak led zeppelin de beatles da unutulmayanlarda ne güzel ikisi de iyiki bu gezegende.

çok sonradan not: kadıköydeki sadece donlu deliden miamide bi günde 3 tane gördüm. gitmesseniz bişey kaybetmiyosunuz.

30 Haziran 2009 Salı

Such A Lovely Place, Such A Lovely Face (!!)


Yorgundu. Rahatlıkla diğerlerinden ayırabilmek için valizine bağladığı turuncu kurdelaya ilişti gözü. Yorgundu. Kurdela da çok turuncuydu.

Valizini sürükleye sürükleye götürdüğü otel odasının kapısını araladığında nelerle karşılaşacağından bihaber içeri girdi. Çiçek desenli yatak örtüleri, kimsenin asla kullanmadığı otel gardırobuyla uyumlu gözüküyordu. Banyo kapısı 70lerden bu yana açılmamış gibi dursa da idare ederdi. Asıl şok ise odaya uykulu gözlerini iyice açtıktan sonra bakmasıyla geldi.

Kaloriferin üzerinden dalga dalga yükselen islerin duvarda oluşturduğu siyah modern sanat eseri tavana kadar uzanıyordu. İs izlerini gözleriyle takip ettiğinde karşılaştığı manzaraysa çok daha ürkütücüydü. Yaklaşık 3 aydır kimsenin rahatsız etmediği bir örümcek tavanda bir duvardan başlayıp köşeyi dönerek diğer duvara da yerleşen bir ağ örmüştü kendine.
Örümcek standartlarında malikane bile denilebilirdi.

Bir türlü kapanmayan ve aradan hava sızdıran balkon kapısını açtığında içeri hücmeden rüzgarla örümcek ağının dans ettiğini gördü. Daha korkunç olamazdı.

Kendisini endüstrisi gayet gelişmiş bir ilçede doğal hayatla bu kadar iç içe bulunca yüzünü yıkaması gerektiğinden banyoya yöneldi. Kapıyı açtığında gözüne ilk ilişen şey klozetteki derin çatlaktı. "Lanet olsun klozetimiz kırık" diye düşündü ama örümcek ağından sonra fazla önemsememesi gereken bişeydi o. Lavaboya yöneldi, zaten banyo da ufacıktı.
Suyu açtı, elini sabunladı, yüzünü yıkadı, suyu kapattı.
Suyu kapattığından emin olamadı, suyu kapattı.
Suyu kapattı, ama su lavaboda kalmakta ısrarcı davranıyordu.

Artık bir yetkiliyle görüşme vakti gelmişti.
Ama kimdi o yetkili?

Resepsiyonu aradılar, kat görevlisi sıfatıyla biri geldi.
"Klozet için bişey yapamayız, idare edersiniz" dedi.
Lavabo için 'Lavabo-Aç' getirdi.
Örümcek ağını gördü, baktı, inceledi.
"Haftaya badana yapılıcak diye duvarları ellemedik biz" dedi.
Evet, 3 aydır badanaya hazırlanıyor olmalılardı.
Süpürgeyi tavan boyunca sağa sola sallayarak örümcek ağından kurtuldu, ama parçacıklar nereye düştü asla bilemeyeceklerdi.

Bir hafta boyunca Angie iki kişiyle birlikte Merzifon Öğretmen Evi'ndeki bu odada yaşadı. Acınası durumları ilk 3 gün kimse odaya temizliğe gelmeyince daha da vahim oldu.
Kötüleşen durumları, onlar otelden ayrılana kadar banyoları ve dökülen saçların yerde yaptığı desenler temizlenmeyince iyice berbat bir hal aldı.
Sadece 21.00-00.00 saatleri arasında kullanılabilen sıcak su ise otelde kaldıkları son gece hiç akmadı. Sıcak su vanası çevrildiğinde musluktan gelen bir ti boru sesinden başka birşey değildi.

Artık evinde olan Angie, kendinden 3. şahıs olarak bahsederek bir blog yazısı yazma kararı aldı. Gün içinde uyuduğu tertemiz yatağı ve mükemmel banyosu ona büyük bir huzur verdi.

Ama Angie Merzifon'daki otel odasını, rüzgarda dans eden örümcek ağını, beyazdan kahverengiye dönmüş duş perdesini ve sıcak su yerine gelen 'tısss' sesini asla unutmayacak.


(Merzifon'la ilgili anlatmak istediklerim aptal bir otel odasıyla sınırlı diil tabii ki de. Yine de şimdilik böyle kalsın, ben de iyice uykumu aldıktan sonra daha güzel olan şeyleri yazıyım..)

29 Haziran 2009 Pazartesi

Fiiiiiuuuuuuvvv....

(Vahşi batı otunun boş sokaktan geçerken çıkardığı ses.Anladınız siz beni...)

22 Haziran 2009 Pazartesi

kim kim ama kim

eveeet bu kim döverden sonra finaller başlayacak! uu yes.

-- çılgın bediş --

vs.

-- furby --

20 Haziran 2009 Cumartesi

Kurgu 1


Ekim 2084/Edinburgh

Sigarasından derin bir nefes alıp geri kalan yarısını yere attı,botlarıyla ezip söndürdü.Havada inanılmaz bir nem ve ter kokusu hakimdi,kusmak istiyordu.


Az ileride arabanın içinde duran iki adamına baktı.Yeni temizlikçiler bunlar olmalıydı.
Tanrım...kaç yaşındaydı ki bu çocuklar?


"En fazla on dört on beş" diye düşündü.
Ellerinde silahları şen şakrak işlerini yapmayı bekliyorlardı.


Cama yaklaşıp tıklattı.Gençler tehditkar bir ifade ile camı tıklatana dönseler de kim olduğunu görünce arabadan çıkıp saygıyla selam verdiler:

-Bay Caine.William Caine değil mi? Özür dileriz efendim başkası sandık.

Çocuklara direktiflerini verip temizlikçi kıyafetlerini giymeleri için izin verdi.Bu arada kendisi de aracının arkasından torbaları çıkardı.Bunlar,büyük,siyah ve kesinlikle tekinsiz görülen torbalardı.

Torbaları dışarı yığmış,hazırlıklarını yapmışlardı.Kolay bir iş olacaktı.William'ın sevmediği türden yani.Ne zaman biri yaşamak için mücadele etmese,suçluluk duyardı yaptığından.

Etrafına baktı.Savaştan beri pek gelişmemiş,yıkıntılardan bozma bir kenarmahalleydi gördüğü.Şaşırtıcı değildi sonuçta.Adanın,Dünyanın her yeri bu haldeydi neredeyse.O'na ilginç gelen ise,genelin aksine toplu değil de tek bir temizlik yapacak olması idi bu akşam.

Düşünmedi,düşünmezdi pek.Bu "Cesur Yeni Dünya"da hayatta kalmasının tek yoluydu düşünmemek ve bir piyon olmak,işe yaramak... Kravatını düzeltti,ceketini ilikledi ve işaret verdi:

-İçeri giriyoruz.


DEVAM EDECEK,EDİYOR...
Hikayenin devamını www.barioo.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz. Oha çok pis müşteri çaldım.Ama kızmayın,millet kaçırmasın diye buraya koydum.

Notifikeyşın

Yorumlarda kelime doğrulama işkencesini kaldırdım,güzel günler bizi bekliyor :)

19 Haziran 2009 Cuma

Metro News One

Eh madem Fermium böyle mazaretlerimizi saydı, ben de bir iki bişey söyliyim de ondan sonra yazmadı demesin sevgili okurcanlarımız.

Şimdi efendim bir Topluma Hizmet Projesi için Merzifon'a gideceğim yarın 21.00 sularında, o yüzden 29 Haziran'a kadar internetten ve dolayısıyla blog'dan uzak olacağım. Onun dışında finallerim yeni bitti, yeni soluklandım, o yüzden şimdilik benden pek de birşey beklemeyin:)

Şimdi gelelim önemli mevzulara:

Mahavishnu goes solo.
Mahavishnu yıllar önce başladığı, ama sürekli ara verdiği ve bayadır yazmadığı Dream Country adlı blog'una geri dönmüş. Linkini sağ taraftaki Diğerleri kısmında bulabilirsiniz!

Çılgın Bediş vs. MysteryMan
Bir süredir OSDM'de devam eden, çocukluk travmalarımızın dövüştürüldüğü türlü round'ları takip ediyorsunuz diye düşünmekteyim. Artık Part One'ın sonuna gelmiş durumdayız ve kazananları kura sonucu belirleyerek diğer kazananlarla dövüştürücez. Ama bunun için son bir round yapalım diye düşündük, ben de daha önce hiç dövüş yaptırmadığım için tam karar veremedim kimler olsun. Yine de aklıma Çılgın Bediş geldi bi kere.

O yüzden sorarım sana blog ahalisi:
Çılgın Bediş'in karşısına hangi güçlü ve travmatik karakteri çıkartalım?

Önerilerinizi yorum kısmından takip edicem, en mantıklı (evet doğru ya bizim aylardır yaptığımız round'lar hep mantık çerçevesinde gerçekleşti) tercih hangisiyse onu blog'a taşıycam.

Şimdiden öpüldünüz okurcanlar, bir hafta sonra görüşmek üzere!!


bölüm 5

the mazeretler...

mahavishnu's side: ben kafa iznimi kullanıcam artık biraz entel adam olucam eski bloguma beklerim herkesleri

angie's side: yeaaaa banane yeeaa ben gidicem çocuklara bişeyler göstericem işim var bidi bidi bıkbık..

kolombus's side: elimize geçen bilgilere göre kolombus internetcafehakemliğine başladı. haftada bilmemkaçlira para alan arkadaşımız aa gelsene hadilerimize red cevabı verir oldu. yazsa keşke film milm bişey bişeyi yaz hakemlik yaparken günlük tut onu yaz diyip evine gönderiyoruz kendisini

jude's side: hmm ahh bacaklar.. gulp* tamam teyze geliyorum ooof of (anlayan anladı ehuehu)

osmancık's side: beeeeeeeeeaaaaa saçlarım uzun benim ööö

batticon's side: msn cik insanda en son hamburg yolcusu kalmasın gibi bişey yazıyodu yolcu da olabilir dalga geçiyo da olabilir..

beni sorarsanız okurcan ajandama bakmam lazım bi günüm boş kaldı o da haftaya cumartesi pazar onda da bavul hazırlıycam.
temmuz başında görüşürüz falan
eskiden zinde olurdum şimdi enerjim kalmadı. sündürüldük ey halkım unutma bizi (we love cemdinlenmiş)

saygılar sevgiler..

not: patates ne harika şey

9 Haziran 2009 Salı

aergkhlj..


-şu çiçeğin adını bulana benden bi dondurma!


- kitaplığımın en üst raflarında kutsal kitap olarak Yüzüklerin Efendisi üçlemesini bulunduran insan bitanesin sen!


- şu şampuan, cif gibi sabunsal hedelerin kapaklarının yanında kuruyup tortulaşan kalıntılar görünce içim bir fena oluyor, başım dönüyor, midem kalkıyor, hop oturup hop kalkıyorum ne desem bilemiyorum.


- geçen gün otobüste gidiyordum. körüklü tabiiki. e körüklü olunca tabi ki körükte duruyorum gitmiyorum. Geçen gün bir teyze geldi yavaş yavaş geldi, durdu yanımda, onun yanına başka bir teyze derken bi başka teyze daha tabi yer vereyim diye kaydıkça kayıyorum. derken şöför demez mi arkaya ilerleyelim diye bibaktım teyzeler beni yola sürüklemişler, arkamdakiler "bi gitse de ilerlesek artık" bakışları atıyolar bana hemen tee arkakapıya koştum. acıbadem civarındaydım angie'yi andım. ama teyzelere çok kalbim kırıldı. ayakları şişesiceler, sesi büzüşeciseler. ucuzluktan terlik bulamayasıcalar.


-kirazın gelmesi demek çok mutlu olmak demek okurcan. kiraz mevsiminde küsler barışır, çöpler değişir. dünya güzel bi yer olur. herkes küçüklüğünü hatırlar. 8 yaş altı kızlar kirazdan küpe yaparlar 48 dakika boyunca onlarla dolandıktan sonra anneleri kızar ve kirazlar yenir.


- sen hiç yumurtayı kucağına alıp bi gün boyunca bekledin mi, ben bekledim. evet çünkü küçükken çok salaktım. halbüse al bi kuluçka makinesi, ne dert kalır ne tasa...


- nerede bir beyaz lacoste giyen var orası şenlikli, çünkü beyaz lacoste'lu hep güler, çok güzel dişleri olur. tombiktir o hafif.


- başkasının dinlediği müziğin melodisini duyabildiğinde bir led zeppelin dinlediğini bir queen dinlediğini anladığın an çok mutlu oluyosun bence. karşındakinin elini tutup hayatı boyunca çok başarılı olucağını, istediği herşeyi yapabiliceğini söylemek istiyorum. ama gülümsüyorum ya aslında diğer türlü yapmak lazım.


- ve evet sen eğer sen o unuttuğu bademi cebinde bulan insansan, çok mutlu olduğun çok bariz


- if you hear a crack by the time you step and if you turn and examine the wreckage to see if it was a snail, i think you have pink cheeks, and a marvellous heart


not: neden sonu ingilizce yazdım çünkü wreckage ve marvellous yazması çok keyifli..

8 Haziran 2009 Pazartesi

Dr. Strangelove or How I Learned To Stop Sleeping and Study for the Finals


Pazar günü evden bir kare.
Cumaya kadar böyleyiz...

5 Haziran 2009 Cuma

through the roof..



"who could think of a better punishment. everything is the same just a little worse". gerçekten de aklıma daha iyi bir ceza gelmiyor. dikkat bu yazı yüksek miktarda spoiler içerir. izleyecekseniz okumayın.
"for those who haven't seen the movie yet i'll write another entry soon."



gülümseyemeyen insanlar, yıldızların dahi olmadığı kapkara bir gökyüzü ve sadece o an önemsiz olduğunda yapabildiğiniz ufak mucizeler.. filmi eğlenceli kılan bi dolu şeyden bahsetmeden önce bu ufacık detaylar bile inceden inceye düşünülmüş. filmin başında tom waits in çatal sesiyle plaktan çalınan "dead and lovely" filmin atmosferini zaten en baştan belirliyo. ama zia'nın intihar etmeden önce hertarafı silip tam da ölüm anında hafifçe uçuşan bir toz yığını.. evet evet çok büyük bir hüsran. avusturyalı patron/ev arkadaşı ise zia'nın yeni soluk dünyasını daha da oraya uygun yapan insana bıkkınlık getiren bi adam. neredeyse barney ve ted'in tanışması tadında eugene'le tanışması. bütün ailesinin burada olması. akabinde eski sevgilisinin de intihar ettiğini öğrendiğinde suratında bir mimik oluşamaması gülümseyememesi. koltuğunun altında karadelik olan ve farları yıllardır çalışmayan bir arabayla gogol bordellosal şarkılar eşliğinde dolaşan eugene ve zia enteresan bi otostopçuya rastlarlar. arabanın karadeliğinde kaybolan gözlükler eşliğinde bi yolculuktan sonra mikal kızıp gider. ama olsundur gene rastlaşırlar desiree'nin izini sürmeye devam ederlerken farlar çalışır ve yolda yatan kneller'ın kampına giderler. garip garip insanlarla tanışırlar. kneller'in köpeğini bulmak için çıktıkları yolculukta zia ve mikal deniz bulurlar(ehehaha). köpek yüzünden bi salakla muhattap olurken zia desiree'yi görür.. anlaşılan o ki desiree kafayı sıyırmıştır. zia bu aptal kızı ararken aslında mikal'ın ne kadar hoş biri olduğu şimşekleri çakar. ama bahsi geçen salak adam intihar edip helecanla beklediğimiz kneller(tom waits) in gelmesine sebebiyet verir. kamp dağılır bilmemne..
miğnvayıl mikal sürekli aradığı yöneticilerle konuşup dünyaya dönmüştür.. sabah zia eugene'in arabasını kullanırken karadelikten süzülür ve hastane'de uyanır. yanında mikal. film boyunca ilk defa karşılaştığımız o güzel bir çift sırıtış.. olması gerektiği gibi bitemeyen güzel bir masal

tam türkçe bi adı olamayan bir film wristcutters (bilekkesenleri saymıyorum). elimizde gerçekten kaliteli bir film var. hemde 88 dakika çok sıkmadan tadında bırakıyor filmi. mesela tideland, 2001 space odyssey filmlerinde insanın gözü ister istemez saate kayar "off ne zaman biticek bu" replikleri kaçınılmazdır. başından beri gülümseten küçük detaylar. trajikomik bir hikaye. etkileyici ve inandırıcı ortamlar. öyle ki göründüğünde terkedilmiş olduğunu saniyesinde anlayabiliceğiniz çölümsü yollar.. vesaire. hem zaten film oyuncularıyla ilgimi kazanmış durumdayken bir de yemek yiyip, bira içmeye, hele bi de çişe gitmiyolar mı... yerim ben onları..
eugene'i oynayan shea whigham'ın oyunculuğu lokum gibi. kendisinin bir rus olmadığını hatta floridalı olduğunu biliyormuydunuz.. ve baklava kıvamlı oyunculuğundan ötürü mikal olan shannyn sossamon'u ayrıca tebriklere boğuyorum. nihayet tom waits. sempatik tavırlarıyla ve mütişsonik sesiyle konuşurken salyalar saça saça dinlemesi bana düştü. nedense zia biraz silik geldi bana.. daha çok diğerlerinin hikayesi anlatılıyomuşçasına silik. belki de sürekli iyi oyunculukların altında ezilmesi olabilir bu. zaten film ana olarak "Kneller's Happy Campers" hikayesine dayandırılmış olay oralardan yola çıkılmış bir senaryo adına gerçekten güzel. bmd notu 10 üstünden 8
1- zia silik daha önce dediğim gibin
2- soluktu renkler hııhıııı ama mikalın üstündeki o kazak çok güzel kırmızı ben öyle şemsiye istiyorum..

en kısa zamanda görüşcez benden kaçamazsınız

30 Mayıs 2009 Cumartesi

The Ortadan Sıkılanlar (white album)

eveet bu çekirge dinlemesinde white album yaptıııık.
15 tane dinlenilesi şarkı. söyleyeni veya şarkı adında mutlaka white geçeninden..
esen kalın..


1- In The Cold Cold Night - White Stripes
2- White Rose - Nick Cave & Kylie Minogue
3- White Queen - Queen
4- I Just Died In Your Arms Tonight - Whitesnake
5- White Rabbit - Jefferson Airplane
6- White Summer - Led Zeppelin
7- Let The Music Play - Barry White
8- Black Sunshine - White Zombie
9- White Chalk - PJ Harvey
10- Wait - White Lion
11- Nothing Is For Ever - White Lies
12- White Ladder - David Gray
13- White Room - Cream
14- Person To Person - Avaredge White Band
15- White Unicorn - Wolfmother

27 Mayıs 2009 Çarşamba

hangisi döver vol.3

efendim semranım'ın bayhan'ı 12'ye 3 ezici bir üstünükle geçtiğine tanık olurken

yeni hangisi döveri sunmaktan büyük bir kıvanç duymaktayım..



başlayalım mı..

ehm... (eye of the tiger artarak gir..)

mavi köşede yılların anchorman'i efendim acı varmı acı repliğiyle şoka uğratan balıksuratlı REHA MUHTAR


kırmızı köşede ise bastonuyle s çizen ibret-i alem hikayeleri ve pis fırın denetlemeleriyle SAADETTİN TEKSOY

--VERSUS--

I'm a loser

Öyle bir anda gelen düşünce:

Dans ede ede,keyiflene keyiflene I'm a loser söyleyebiliyor,ironiden keyif alabiliyorsanız siz hayatın özünü sıkıp lıkır lıkır içebilirsiniz.Güzel insansınız.Böyle yani bence .)

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Eski Huylar: Dinle Çekirge.

Baktım mantıklı bir yazı yazamıycam, okul beni fazlasıyla yordu (hepimizin kaderi aynı mı ne?), ben de dedim ki kendi kendime "Neden bi tane Dinle Çekirge koymuyosun?" İşte böyle sevgili okurcanlar.

Hadi bakalım, dinle çekirge:

Fake Plastic Trees-Radiohead
Ring Out The Bell-Travis
Don't Crash The Ambulance-Mark Knopfler
Copy In Black and White-Absynthe Minded
I Saw Her Standing There-The Beatles
Feels Like Fire-Santana&Dido

18 Mayıs 2009 Pazartesi

ehe.

mahavishnu beni dövücek evet. zaten kısa kısa yazıp da ikinci olduktan sonra iyice bi kıllanan bu arkadaşımız 3 gün içinde 3 birbirinden boş şey yazdığımı görünce bayaa bi sinir olucak bana ziyanı yok 2 şey demek için burdayım:

1- http://www.fitifiti.tv

2-ey ahali.. okurcansın yazarsın farketmez
haftaiçi pazartesi 4 geri kalan günler 3 civarı moda'dan kadıköye yürüyorum.
o gün canınız sıkılmış, işiniz düşmüş olabilir
mesaj atın höhöhböböb diyin geliyim bi güldürüyim.
okullar kapanana kadar bu güzellik size müessesemizden hediye
bir adet fermiuma kahve dondurma alabilirsiniz beleşe yürütebilirsiniz, erik ikram edebilsiniz.. biletler biletix de...

17 Mayıs 2009 Pazar

varoluşçuluk. ve yaz duyuruları..

çok acayip oluyo be.. çok gaza geldim sınavlara çalışmak yerine oturdum bölüm yazıyorum..
ayrıca bazı şeylerde yaz tarifesine geçiyorum örneğin kıskançlık soğuk suyuma, dondurmama ve çileğime sulanan almaya çalışan olursa dinlemem.. artık istemiyosam toksam falan bi şansınız olabilir.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

yaz geldi.

evet efendim resmi olarak yaz geldi ben bile bütün gün tişört giydiysem sevgili yazarımız angie elbise giydiyse bunun sorumlusu yazdır. güneşte 3453 derece gölgede 2357 derece olmasıdır.
hatırlarsanız sevgili okur bahsetmiştik ki soğuğu severiz ama bi sor bakalım sıcağı sever miyiz. kendi adıma cevaplayacak olursam kışı ve soğuğu severim yazı da severim ama sıcak pis ve illettir. yemeğinizi yerken sizi rahatsız eden kara büyük bir sinektir sıcak..isterim ki hiç bu kadar sıcak olmasın. yani en azından bu iyi daha sıcaklamasın ama ne yazıktır ki daha aylardan mayıs.. küresel ısınma fena çarpıcak sayın sevgili okur adım adım tanık olacaksın buna.

not: jude sakallarını kes artık..
not: bak radyoda layla çaldılar keyfim yerine geldi mehe mehe